
Zaman Kervanı Kumların Fısıltısı - Uzun çocuk masalları
Paylaş
Bölüm 1: Kumların Fısıltısı
Bir zamanlar, sonsuz bir çölün ortasında gizlenmiş bir şehir yaşarmış: Altınkumu Şehri. Bu şehir öyle sıradışıymış ki, güneş doğduğunda evlerin duvarları parıldar, rüzgar estiğinde duvarlar zamanın şarkısını mırıldanırmış. Bu şehirde yaşayan insanlar çok ama çok eski bir sırra sahipmiş: Zaman Kervanı.
Zaman Kervanı, her yüz yılda bir ortaya çıkan ve zamanı kontrol edebilen Kumdan Saati taşıyan bir yolculuk topluluğuymuş. Bu saati koruyan kişi ise "Zaman Bekçisi" olarak anılırmış. Bekçi, saatin kumlarını dengeleyerek geçmişi, bugünü ve geleceği birbirine bağlarmış.
Bu yüzyılın Zaman Bekçisi artık yaşlanmış. Kumdan Saat’in yeni koruyucusunu seçme zamanı gelmişti. Fakat bu görev kolay verilmezmiş. Kervan, çölde saklı olan Üç Bilgelik Durağına uğrayarak doğru kişiyi ararmış. Kimi zaman bu bir çocuk olurmuş, kimi zaman ise beklenmedik biri...
İşte o yıl, seçilen kişi henüz 11 yaşında, hayal gücü geniş bir çocukmuş: Aras.
Bölüm 2: Aras’ın Çağrısı
Aras, Altınkumu’nun kenar mahallesinde, büyükannesiyle birlikte yaşardı. Babasını hiç tanımamıştı. Annesi ise, yıllar önce kervanın peşinden gitmiş, bir daha dönmemişti. Aras her gün çölde kaybolan ayak izlerini izler, annesinin döneceğini umut ederdi.
Bir gün, rüzgar tuhaflaştı. Kumlar sanki bir dilek tutuyormuş gibi havada döndü. Aras’ın odasında, büyükannesiyle oynarken sakladığı eski bir kum saati kendi kendine çalışmaya başladı. Kumlar geriye doğru akıyordu.
O gece, Aras rüyasında bir deve kervanının geldiğini gördü. En önde, yüzü örtülü bir bilge vardı. “Zaman seni çağırıyor, Aras,” dedi adam. “Kumlar seni seçti.”
Sabah uyandığında evinin önünde gerçek bir kervan vardı. Develer altın işlemeli, çanlar zamana dair ezgiler çalıyor, rehberler suskun ama bilge gözlerle ona bakıyordu. Büyükannesi gözlerini silerken gülümsedi: “Senin zamanın geldi çocuk.”
Bölüm 3: Birinci Durağın Sırrı – Sessizlik Vadisi
Zaman Kervanı yola koyulduğunda çöl, her zamankinden daha sıcak, daha sessizdi. İlk durak Sessizlik Vadisi idi. Bu vadiye sadece yüreği sessizliğe dayanabilenler geçebilirmiş. Vadiye giren herkesin sesi yok olur, konuşmak istese de kelimeler ağzından çıkmazmış.
Aras ilk başta paniklemişti. Rehberlerden biri olan Nihal, ona gözleriyle konuşmayı öğretmişti: “Bazen sessizlik, bir kitabın anlattığından fazlasını söyler.” Aras burada sessizliği dinlemeyi öğrendi. Kumların arasında gömülü bir tahta kutu buldu. Kutunun içinde ilk ipucu vardı:
“Zaman, sessizlikte doğar. Onu duyarsan, yönünü bulursun.”
Bölüm 4: İkinci Durağın Sırrı – Geçmiş Aynası
İkinci durak Geçmiş Aynası’ydı. Bu aynaya bakan herkes, en derin anılarını tekrar yaşarmış. Kimi ağlarmış, kimi hiç çıkmak istemezmiş.
Aras aynaya baktığında annesini gördü. Annesi gençti, gülümsüyordu. Aras koşmak istedi, sarılmak istedi ama aynanın içindeydi. Annesi konuşmaya başladı:
“Zaman sadece ileri gitmez. Bazen geriye dönüp hatırlamak gerekir ki geleceği anlamlandırabilesin. Unutma, sen seçildin çünkü geçmişini taşıyorsun.”
Bu durakta Aras, duygularıyla yüzleşti. Aynadaki annesinin elini tuttuğu anda aynadan bir kum saati parçası çıktı. Bu, Kumdan Saat’i tamamlamak için gerekli üç parçadan biriydi.
Bölüm 5: Üçüncü Durağın Sırrı – Gelecek Bahçesi
Son durak, çölün tam ortasında yeşermiş bir bahçeydi: Gelecek Bahçesi. Her ağaç gelecekte olacakları gösteren yapraklar dökerdi. Burada, zaman ileri doğru akardı ama yalnızca hazır olanlara.
Aras burada büyük bir kararsızlık yaşadı. Geleceğini öğrenmek, güzel mi olurdu, yoksa yük mü getirirdi? Nihal ona bir tohumu uzattı: “Gelecek, tohum gibidir. Onu ektiğin düşüncelerle büyütürsün.”
Aras tohumu ekti. Tohumdan aniden bir ağaç fışkırdı. Ağacın gövdesinde bir kum saati parçası daha çıktı. Artık elinde iki parça vardı. Üçüncüsü neredeydi?
Nihal ona baktı ve dedi ki: “Son parça, sende. Hep sende oldu. Kalbindeki inanç, üçüncü parça.”
Aras gözlerini kapadı, kalbine yöneldi ve gerçekten orada, ruhunun içinde saat şekilli ışık parlıyordu. Son parçayı da bulmuştu.
Bölüm 6: Bekçi Tahtı
Kervan, Zaman Kumları Tepesine ulaştığında güneş batmak üzereydi. Bu tepenin zirvesinde Kumdan Saat’in boş gövdesi duruyordu. Aras üç parçayı yerine yerleştirdi. Kumlar yeniden akmaya başladı.
Gökten zaman kuşları indi. Her biri farklı bir an taşıyordu. Aras’ın omuzlarına altın bir pelerin bırakıldı. Artık o, yeni Zaman Bekçisi olmuştu.
Ama Aras bir seçim yaptı. Zamanı tek başına taşımak istemiyordu. Kumdan Saat’in başına dönerek dedi ki:
“Zaman artık paylaşılmalı. Her çocuk kendi zamanının kahramanı olmalı.”
O an gökyüzü açıldı, kumlar dans etmeye başladı. Aras’ın dokunuşuyla Kumdan Saat binlerce küçük saate dönüştü ve dünyanın dört bir yanına dağıldı.
Bölüm 7: Dönüş ve Yeni Başlangıç
Aras, Altınkumu Şehri’ne döndüğünde artık sadece bir çocuk değil, zamanın hikâyesini yazan bir rehberdi. Büyükannesi onu gözyaşlarıyla karşıladı. Ama Aras artık gitmek zorundaydı. Yeni kahramanları bulmak, yeni çocuklara zamanın sırrını anlatmak istiyordu.
Ve işte o günden sonra, her rüyasında kum saati gören çocuk, Zaman Kervanı’nın yolunu hatırlar oldu. Aras’ın hikâyesi anlatıldı, yazıldı ve sonsuz bir zaman döngüsünde yaşamaya devam etti.