
Ormanın Kalbindeki Kayıp Sesler - Uzun çocuk masalları
Paylaş
Doğanın dilini anlayan bir çocuğun, sessizliği bozup dostluğu yeniden kurduğu masal
Bir varmış, bir yokmuş... Yeşilin her tonuna sahip, kuşların şarkı söylediği, rüzgârın bile ninni gibi estiği bir orman varmış. Bu ormanın adı Ahenk Ormanı’ymış. Ahenk Ormanı sıradan bir yer değilmiş; çünkü burada bütün canlılar birbirini anlarmış. Kuşlar, sincaplar, kaplumbağalar hatta ağaçlar bile kendi aralarında konuşur, haberleşirmiş.
Ama bir sabah, ormanda tuhaf bir şey olmuş. Ormanın en yaşlı ağacı olan Büyükağaç, gövdesini sarsmış, yapraklarını titreterek konuşmuş:
“Ormanın sesi kayboldu!”
Gerçekten de öyleymiş. Kuşlar ötmüyor, dereler şırıldamıyor, yapraklar bile hışırtıdan kesilmiş. Her şey sessizliğe gömülmüş. Ormandaki hayvanlar paniklemiş. Sesler olmadan haberleşemezler, şarkı söyleyemezler, hatta birbirlerine ne hissettiklerini bile anlatamazlarmış.
Bir Çocuğun Doğaya Kulak Verdiği Gün
Bu sessizliği ilk fark eden insan, ormanın kenarında ailesiyle yaşayan Toprak adında bir çocuk olmuş. Toprak dokuz yaşındaymış. Doğayı çok severmiş; babasıyla birlikte ağaç dikermiş, annesiyle kuşları gözlemlermiş. Toprak’ın en büyük yeteneği ise doğayı dikkatle dinleyebilmesiymiş.
O sabah Toprak ormana girdiğinde bir şeylerin eksik olduğunu hemen fark etmiş. Sincap dostu Mırmır, daldan dala atlamıyor, sadece gözleriyle konuşmaya çalışıyormuş. Toprak, sincapla göz göze geldiğinde içgüdüsel olarak anlamış: Orman yardım istiyor!
Kaybolan Seslerin Ardındaki Sır
Toprak ormanın derinliklerine doğru yürümüş. Sessizlik arttıkça kalbi daha hızlı atıyormuş. Nihayet Büyükağaç’ın yanına varmış. Yaşlı ağaç, dallarıyla işaret ederek Toprak’a yaklaşmasını istemiş. Koca gövdesinde çatlaklar belirmiş, her biri sanki bir şeyler fısıldamak ister gibiymiş ama ses gelmiyormuş.
Tam o sırada bir baykuş dalın üzerine konmuş. Adı Bilgegöz’müş. Bilgegöz, Toprak’a başıyla selam verip gagasıyla eski bir tomar kağıt uzatmış. Tomarın üzerinde eski orman dilinde bir yazı varmış:
"Ormanın sesi, denge bozulduğunda kaçar. Dengeyi arayan, Cesaret Dörtgeni’ni tamamlamalıdır."
Toprak şaşkınmış. “Cesaret Dörtgeni de nedir?” diye düşünmüş ama tam o anda Bilgegöz dört yönü işaret etmiş: Kuzey, güney, doğu ve batı. Her yönün sonunda bir görev, bir sınav ve bir dostluk onu bekliyormuş.
Birinci Durak: Kuzeyin Kristal Göleti
Toprak ilk olarak kuzeye gitmiş. Burada sessizlikten dolayı kristallerin çatladığı, ışıltısını kaybeden bir gölet varmış. Göletin suyu bulanıklaşmış, içindeki balıklar yüzemiyormuş. Toprak eğilmiş, suya elini daldırmış ve yüreğinden bir şarkı mırıldanmış. Bu şarkı annesinin ona öğrettiği bir doğa ninnisiymiş. Su hemen berraklaşmaya başlamış. Göletin ortasında mavi bir taş belirivermiş. Taşın üzerinde şu yazı varmış:
“Şarkılar kalpten gelirse, doğa duymayı seçer.”
İkinci Durak: Güneyin Rüzgârsız Tepesi
Güneyde, bir zamanlar fırtınaların dans ettiği ama şimdi yaprak bile kıpırdamayan bir tepeye varmış. Rüzgâr küsmüş! Toprak burada, yüksek bir kayaya çıkıp, kollarını açmış. Gözlerini kapatmış ve derin bir nefes almış. İçinden geçenleri, korkularını, özlemlerini, sevgisini rüzgâra anlatmış. O anda bir esinti başlamış. Yapraklar titreşmiş. Toprak’ın saçları uçuşmuş. Gökyüzünden sarı bir tüy düşmüş. Üzerinde şu yazıyormuş:
“Rüzgârı çağırmak isteyen, önce kendi içindeki sessizliği duymalı.”
Üçüncü Durak: Doğunun Unutulmuş Mağarası
Doğudaki mağara, geçmişte hayvanların hikâyelerini anlattığı bir yerken şimdi sessiz bir taş yığını haline gelmiş. Toprak içeri girmiş. Her taş sanki bir kelimeymiş ama sessizmiş. Derken, Toprak taşları bir araya getirmiş, bir desen oluşturmuş. Mozaik bir resim ortaya çıkmış: Ormanın dostluğu.
Birden tüm taşlar parlamaya başlamış. İçinden çıkan yeşil bir yaprakta şu yazıyormuş:
“Doğanın hikâyesini unutan, geleceği sessiz bırakır.”
Dördüncü Durak: Batının Unutan Hayvanları
Son durak batıdaymış. Buradaki hayvanlar seslerini kaybetmekle kalmamış, birbirlerini tanımaz hale gelmişler. Tavşan tilkiden korkuyor, kuş sincapla kavga ediyormuş. Toprak tam ortalarında durmuş ve yere küçük bir çember çizmiş. Her hayvandan birini çembere çağırmış.
Toprak ellerini açıp demiş ki:
“Konuşamasak da aynı gökyüzüne bakıyoruz. Aynı suyu içiyor, aynı toprağa basıyoruz. Biz biriz.”
Hayvanlar birbirine bakmış. Gözlerinde anlayış, sonra utanç, sonra sevgi belirmiş. Gökyüzünden bir ses duyulmuş, adeta orman ilk nefesini yeniden almış gibiymiş.
Ormanın Sesi Geri Dönüyor
Toprak geri döndüğünde Büyükağaç artık ışıldıyormuş. Kuşlar ötmeye başlamış, sincaplar dans etmiş. Dereler şırıldamış. Doğa yeniden dile gelmiş.
Bilgegöz gökten bir dal getirmiş, üzerinde dört renkli taş diziliymiş. Bu Cesaret Dörtgeni Kolyesiymiş. Büyükağaç konuşmuş:
“Toprak, sen doğanın sesini sadece duymadın, ona ses oldun.”
Toprak, o günden sonra her çocuğa ormanın hikayesini anlatmış. Ve şu sözlerle bitirmiş:
“Gerçek ses, sessizlikte duyulandır. Doğayı duymak için önce kalbini açmalısın.”