
Kitaplıktaki Gizli Kapı - Uzun çocuk masalları
Paylaş
Okumayı çok seven bir çocuğun, kelimelerle inşa edilen bir dünyada kayboluşunun masalı
Bir varmış, bir yokmuş... Herkesin sessizliği sevdiği, kitapların kahramanlardan çok dost olduğu, eski bir kasaba varmış. Bu kasabada upuzun pencereli, taş duvarlı eski bir kütüphane yükselirmiş. Kütüphane öyle büyüleyiciymiş ki, çatısına martılar bile saygıyla konarmış. Kitaplar sadece sayfalardan ibaret değilmiş; her biri bir ruh, bir dünya taşırmış içinde.
Bu kütüphaneyi en çok seven kişi ise on yaşındaki bir çocukmuş: Ada.
Ada’nın annesi kasabanın fırınında çalışır, babası ise marangozmuş. Ama Ada’nın en yakın dostu kitaplar, en sevdiği yer ise kütüphaneymiş. Her gün okuldan çıkar çıkmaz soluğu orada alır, saatlerce okurmuş. Ejderhalarla uçar, korsanlarla denizlere açılır, yıldızlarla konuşurmuş.
Ama bir gün, diğerlerinden çok farklıymış...
Tozlu Bir Raf ve Bilinmeyen Bir Kitap
Ada yine kütüphanedeymiş. Bu kez merdiveni tırmanıp en üst raflara bakmak istemiş. Rafın köşesinde, tozla kaplı bir kitap görmüş. Rengi solmuş, üzerinde sadece şu yazıyormuş:
“Okuyabileni içine alır.”
Merakı kabarmış. Kitabı açtığı anda, bir ışık parlamış ve kütüphane sessizliğe bürünmüş. Her şey dönmeye başlamış. Sayfalar rüzgâr gibi esmiş, harfler havalanmış. Gözlerini kapatıp yeniden açtığında artık kütüphanede değilmiş.
Burası başka bir yerdi.
Kelime Krallığı
Ada kendini bir vadide bulmuş. Etrafta uçuşan harfler, yürüyen paragraflar, fısıldaşan kitaplar varmış. Kocaman bir pano “Kelime Krallığı’na Hoş Geldin!” diyormuş. Bir çocuk daha yokmuş. Her şey yazıdan ibaretmiş. Dağlar “DAĞ”, nehir “NEHİR”, kuşlar “CUKCUK” şeklinde uçuyormuş.
Tam o sırada parlak mavi bir kelime topu gelmiş. Konuşmuş!
“Ben Tirit, rehberinim! Krallığın dili kayboluyor. Cümleler dağınık, anlamlar karışık. Eğer yardım etmezsen burası sessizliğe gömülecek.”
Ada şaşırmış ama bir o kadar da heyecanlanmış. Kitapların gücüne hep inanmıştı. “Ne yapmam gerekiyor?” demiş.
Anlamın Peşindeki Üç Görev
Tirit, Ada’ya krallığın merkezinde duran Büyük Sözlük Ağacı’nın kelime dökmeyi durdurduğunu anlatmış. Onu yeniden canlandırmak için üç görev yapılmalıymış:
1. Dağınık Cümle Vadisi’ni Düzeltmek
Vadide, cümleler karışıkmış. “Mavi gökyüzü altında kuşlar” yerine “Kuşlar gökyüzü altında mavi” gibi anlamsız sıralar varmış. Ada kelimeleri dizmiş, cümleleri düzenlemiş. Vadinin sonunda cümleler parlamış ve bir anahtar oluşmuş.
Anahtarın üzerinde yazıyormuş:
“Anlam, doğru sırada gizlidir.”
2. Sessiz Harf Ormanı’na Ses Vermek
Bu ormanda harfler yaprak gibi sessizce ağaçlarda asılıymış. Rüzgar yokmuş. Ada yüksek sesle en sevdiği masalları okumaya başlamış. Okudukça harfler titreşmiş, kıpırdamış, uçuşmaya başlamış. Orman yeniden fısıldamaya başlamış.
Gökten düşen bir taşın üzerinde yazıyormuş:
“Okumak, kelimelere hayat verir.”
3. Kayıp Kitaplar Labirenti
Son görev zormuş. Ada, içine giren herkesin yolunu kaybettiği bir kitap labirentine girmiş. Her duvar kitap rafıymış. Bazıları boş, bazıları doluymuş ama bir kitap altın ışıltısı yayıyormuş. Ada gözleriyle değil, kalbiyle bakmış ve o kitabı bulmuş: “İlk Okuduğum Hikaye”
Kitabı açtığında, içinde büyük harflerle şunlar yazıyormuş:
“Kelimeler unutulmaz, sadece hatırlanmayı bekler.”
Sözlük Ağacı Yeniden Konuşuyor
Ada üç görevi tamamlayınca, Tirit onu Büyük Sözlük Ağacı’na götürmüş. Ağaç önce kıpırdamış, sonra dallarından parlak kelimeler dökülmeye başlamış:
“Hayal gücü, kelimelerin en büyük gücüdür.”
O anda her şey ışık olmuş. Sayfalar uçmuş. Ada gözlerini yeniden açtığında, kütüphanede, kitabın önünde diz çöküyormuş. Etraf yine sessiz ama tanıdıkmış.
Ama bir fark varmış.
Kütüphanedeki tüm kitaplardan hafif bir fısıltı geliyormuş. Sanki ona “Hoş geldin” diyorlarmış.
Yeni Bir Hikâye Başlıyor
Ada o günden sonra kitapları sadece okumamış, onları dinlemiş de. Her çocuğa masallar okumuş, kitap sevgisini aşılamış. Ve her zaman şunu söylemiş:
“Bir kitabı açtığınızda, belki de kendi iç kapınızı açarsınız.”