
Ay Işığında Uçan Baykuş - Uyku Masalları
Paylaş
Bir zamanlar, Gökyüzü Ormanı’nın en yüksek tepesinde, parıldayan tüyleriyle bilinen Işıltı adında bir baykuş yaşardı. Işıltı'nın tüyleri o kadar parlaktı ki, dolunay geceleri gökyüzünde yıldız gibi ışıldardı. Bu yüzden orman halkı ona “Ay Baykuşu” derdi.
Işıltı sadece güzelliğiyle değil, bilgeliğiyle de tanınırdı. Ne zaman bir hayvan bir sorun yaşasa, onun kanatlarının altına gelir, sabırla onu dinlerdi. Ancak Işıltı'nın kimsenin bilmediği bir sırrı vardı: O uçarken rüyaların içinden geçerdi.
Her gece herkes uykudayken, Işıltı sessizce kanat çırpar, ormanın üzerine süzülürdü. Onun geçtiği yerlerde çocukların rüyaları daha güzel, ağaçların yaprakları daha parlak olurdu. Ama bir gece, işler beklenmedik şekilde değişti.
Kaybolan Rüya Tozu
Bir sabah, Gökyüzü Ormanı uyanırken tuhaf bir sessizlik hakimdi. Normalde sabahları şarkı söyleyen kuşlar suskun, dans eden yapraklar hareketsizdi. Renkli kelebekler bile görülmüyordu. Çünkü o gece, rüya tozu kaybolmuştu.
Işıltı bunu fark ettiğinde çok üzüldü. Her gece, gökyüzündeki bir yıldızdan topladığı rüya tozlarını ormanın üstüne serperdi. Bu toz, iyi rüyalar getirir, çocukların hayal gücünü canlandırırdı. Şimdi ise hiçbir yıldız ışık saçmıyordu. Gökyüzü karanlık ve sessizdi.
Işıltı hemen en yakın dostu olan Minik Tavşan Fıstık’ın yanına uçtu.
“Fıstık, yıldızlar neden ışımıyor? Rüya tozları neden kayboldu?” diye sordu.
Fıstık kulaklarını oynatarak düşündü:
“Belki de Unutulmuş Tepeler'deki Gölge Baykuş bir şey yapmıştır. O uzun zamandır ışığı kıskanıyordu.”
Unutulmuş Tepeler’e Yolculuk
Işıltı, vakit kaybetmeden yola çıktı. Unutulmuş Tepeler, ormanın en karanlık köşesindeydi. Oraya gitmek cesaret isterdi. Kanatlarını açtı ve ay ışığını takip ederek ilerlemeye başladı. Yol boyunca ona rüzgârlar yardım etti, yıldızların solgun ışıkları ise yolu biraz olsun aydınlattı.
Saatler sonra, Gölge Baykuş’un yaşadığı mağaraya ulaştı. Mağara loştu ama içeriden hafif bir parıltı geliyordu. Işıltı dikkatlice içeri süzüldü. Gördüğü manzara karşısında şaşkına döndü. Rüya tozları bir şişenin içinde, Gölge Baykuş’un pençeleri arasındaydı.
“Neden yaptın bunu?” diye sordu Işıltı.
Gölge Baykuş başını eğdi. “Çünkü kimse benim rüyalarımı görmüyor. Hep senin ışığın parlıyor. Hep senin sesin duyuluyor. Ben unutuldum.”
Işıltı nazikçe yaklaştı.
“Sen unutulmadın. Sen de güzelsin ama kendini gizledin. Gel, birlikte uçalım. Rüya tozlarını birlikte serpelim. Gökyüzünde ikimiz de parlayabiliriz.”
Orman Yeniden Uyanıyor
Gölge Baykuş, ilk defa sıcak bir sesle konuşulunca yumuşadı. “Peki... Ama ya orman beni sevmezse?”
Işıltı gülümsedi. “Sevgi, korkudan daha güçlüdür. Denemeliyiz.”
Ve o gece, iki baykuş birlikte gökyüzüne yükseldi. Rüya tozlarını birlikte serptiler. Gölge Baykuş'un kanatları karanlık gibi görünse de, içinden geçen iyilik onu parıldatıyordu. Çocuklar derin uykularında yeni rüyalar gördü. Orman ise tekrar eski neşesine kavuştu.
Kelebekler dans etti, yapraklar şarkı söyledi, kuşlar sevinçle öttü.
Birlikte Daha Güçlüyüz
O günden sonra her gece iki baykuş birlikte uçmaya başladı. Gölge Baykuş, artık karanlıkta saklanmak yerine, rüya getiren bir dost oldu. Işıltı ile birlikte gökyüzüne iz bıraktılar. Orman halkı onlara “Işık ve Gölge” adını verdi. Çünkü biri olmadan diğeri eksik kalırdı.
Ve böylece, Gökyüzü Ormanı’nın üstünde her gece iki baykuş uçar. Biri ışığı, biri gölgeyi getirir. Ama en önemlisi, birlikte uçmayı öğrenmişlerdir.
Çünkü gerçek dostluk, farklılıkları kabullenerek büyür.